Eğer sende boş bir tuvalden
Renksiz bedenini alır gidersen
Ve şiir mısralarında
kavgaya mateme dönüşürsen!
yağmalanmış hayatlarımız
Gibi ölür gün sevinçlerimiz gibi burkulur
hayat
acılarımız gibi kepaze
ve zavallı çocukluğumuz gibi
Annesini bekleyen
ve minik bir serçe gibi
kanadı kırık
Üzülüyorsun, takma diyorlar.
Kızıyorsun, değmez diyorlar.
Boşveriyorsun; gamsız diyorlar.
Susuyorsun, iki çift laf et diyorlar.
Konuşuyorsun, muhatap olma diyorlar.
Çekip gidiyorsun, mücadele et diyorlar.
Alttan alıyorsun, tepene çıkardın diyorlar.
Bağırıyorsun, sakin ol diyorlar.
Aklı başında davranıyorsun, bu kadar uslu olunmaz diyorlar.
Dikine gidiyorsun, yaşına başına yakışmaz diyorlar.
Ölünce ne diyecekler?
Muhtemelen; Ölüm sana yakışmadı.
İlkelerin olacak.
Seni satın alamayacaklar.
Aptalların uydurduğu Atasözlerine inanmayacaksın:
“Paranın satın alamayacağı şey yoktur”
“Herkesin fiyatı vardır”
gibi sözlere kanmayacaksın.
Onurunla, kimliğinle ve beyninle akıllı yaşayacaksın.
Üreteceksin, seveceksin, sevileceksin, inançlarının arkasında duracaksın.
Sevgilerin karşılıksız, yardımların gizli olacak.
Acının dağlandığı anlar vardır…
Aramaya gerek yok, o gelir bulur…
Beraber gidilen bir lokantanın kapanması bile üzüntüdür…
Veyahut lokantanın yerine dükkânı çiçekçinin tutması…
Gözyaşından çorba olmaz ama…
Dilin, damağın yanar tuzdan…
Soğutamazsın…
Zamansız, kırmızı bir toka çıkar nereye saklanmışsa…
Saçı toplasın diyedir küçük canavarın dişleri…
Ve fakat dağıtıp ısırır, acıyan ne varsa…
Sen doğu ol bense batı
Güneş sende doğsun bana uzansın,
Nasıl olsa doğunun doğusu batı,
Batının batısı doğuya çıkmayacak mı?
Seni sevmek;
Zıt kutuplara inat!
Seni sevmek;
Yeniden doğmak,
Ben bir parantez açtım hayatıma,
İçine ne yazdığımı hiç sormayın.
Yazdıklarım benim, yaptıklarım sizindir.
Ben bir ünlem koydum hayatıma,
Neresine diye sormayın.
Şaştıklarım benim, kabul ettiklerim sizindir.
Ben bir virgül koydum hayatıma,
Durduğum yer benim, gittiğim yer sizindir.
Ben bir tırnak koydum hayatıma.
İçindeki benim,dışındaki sizindir.
Hüzün yağmuru olsun adı!
Karla karışık yağsın sevda tepelerime,
Tipi olsun ve karışsın, karıştırsın;
Yüreğimin zaten çalkantılı olan denizlerini.
Bu gidişin tesellisi dönüşünde saklı kalsın,
Yağsında kar doldursun doldurabilirse,
Yokluğunun bıraktığı boş sokakları…
Kansın suya toprak ve donsun ayazında gecenin,
Geceler;
Zifiri, karanlık, hüzünlü ve yalnız geceler,
Loş sokak lambaları altında senli tılsımlar,
Senin olmayışının altında kaldığım çığlar…
Karla örtülü bedenim ölüme hasret beklemekte,
Bir kıvılcıma bakan alevler tamamlasa yangınımı,
Yanan her hücremin külünden “sen” canlansan,
Ve bitse bu hasret, gelse vuslat…